ANA SAYFA - FILM HAKKINDA - HABERLER - BASIN - OYUNCULAR - EKIP - DOSYA - FRAGMAN - ILETISIM - ENGLISH

 

 

Umut Aral ' ın ikinci kısa filmi Çarpışma ...

 

>> Muşta sigarasını yakar, saatine bakar. Bir martı çığlık atar. Bir vapur düdüğünü öttürür. Haydarpaşa Garı’ndayız.

>> 2 göz gezinir. Bir kadının kolundaki açık çantaya kitlenir. Yankesici Ali yine iş peşindedir.

>> Bir çift ayak vagondan iner. Elde koca bir bavul, Cem etrafı tedirgin gözlerle süzer.

>> Ali önündeki kadını takip ederken hemen yolun diğer tarafındaki arabasına dayanıp sigarasını tüttüren polisi gözucuyla süzer. Polis memuru sigarasından derin bir nefes çeker.
>> Büyük varaklı mobilyalarla döşenmiş bir ofis görürüz. Türbanlı bir kadın çay servisini yapmış odadan çıkmaktadır bir adam koşarak odaya daldığında. Oda Konyalı’nındır. Adam eğilir, Konyalı’ya kötü haberi verir.

>> Cem kalabalıkta bir gar görevlisi görür. Bavula daha sıkıca sarılır.

>> Garın ana kapısı açılır. Boşalan tren yolcuları. Muşta çıkanları süzer.

>> Konyalı aldığı haber karşısında çok sinirlenmiştir hatta haberi getiren adamın kafasının masasını çarptırır, telefona sarılır.

>> Ali polisi gözucuyla bir kez daha süzer. Polisin ağzındaki sigara düşer. Polis üstünü temizlemek üzere eğilir. Ali önündeki kadının çantasına elini daldırır.

>> Bir evde bir faxtan Cem’in resmi çıkar. Muşta telefona “Haydarpaşa Garı. Saat 4. Tamamdır” der. Konyalı telefonu kapatır.
>> Bu sırada cüzdanı çalınan kadın bağırır. Ali kaçmaya başlar. Polis memuru da peşinden koşar.
>> Cem garın ana kapısından çıkınca şöyle bir İstanbul’a bakar. Muşta onu görür, cebinden bıçağını çıkartır. Ali koşarak köşeyi döner. Cem gürültüden tedirgin hızlı adımlarla merdivenleri iner. Muşta da peşinden gider. Ali, Cem ve Muşta çarpışır. Cem’in bavulu havaya fırlar. Polis bavula bakar.
>> Konyalı odasında bağırır: “Beni soyacak adam anasının karnından doğmadı lan!”
>> Paf! Bavul açılır. İçindeki binlerce dolar etrafa saçılır. Bu sırada herşey ağırlaşır. Ali hikayeyi anlatmaya başlar. Kadere inancından, bu olayında kaderin bir oyunu olduğundan bahseder.
>> “Tesadüf nedir? Olmayacak bir şeyin olması mı? İki kişinin koşarken çarpışması tesadüf müdür? Ya üç? Peki ya üç sabıkalının çarpışması tesadüf müdür? Yoksa kader mi? Yani bunun felsefesini yapacak çapta biri değilim belki ama hiçbir şeyin tesadüf olduğuna inanmam. Mesela bizimde o güne kadar kendimize ait birer hayat çizgimiz vardı. Ne olduysa oldu, üçünün çizgisi birleşti, bir oldu. Bu Muşta. Bu Cem. Bu da ben yani Ali. Dedim ya, o çarpışma hepimizin kaderini değiştirdi. Eğer biraz daha dikkatli olsaydı; o polisinde kaderini değiştirebilirdi. İstanbul’un en büyük suç şebekelerinden birini daha kurulmadan durdurabilirdi. ”
>> Polis üçlüye doğru bir adım atar ancak hemen önünde uçuşan paraları yakalamaya çalışan birine çarpar, takılır. “Ama bugün onun günü değildi!”
>> Sonra bir vapur düdüğü öter. Üçlü birbirine şöyle bir bakar ve iskeleye koşar. Polis memuru paralara mı onlara mı koşacağını bilemez; üçlü kaçmıştır…
>> Gemideyiz. Üçlünün ellerinde üç çay, yüzlerinde beraber kurtulmanın verdiği bir gülümseme. Ali hikayesine devam eder. Bu beraberliğin nasıl ilerlediğini, ne kadar çok para kazandıklarını anlatır. Cem planları yapmakta işin organizasyon kısmıyla ilgilenmektedir; Muşta ise işin kaba güç gerektiren bölümleriyle; Ali ise işin kilit noktalarını çözmek için gerekli anahtar, kart, vs gibi şeyleri aşırma işleriyle ilgilenmektedir. Kendisinin ne kadar çok işe yaradığından bahseder. Hayatı değişmiştir. Küçük bir yankesiciyken kısa bir süre sonra hatırı sayılır, gazete manşetlerinden inmeyen bir suç şebekesinin üyesidir. Taa ki...
>> Cem büyük bir iş fikriyle ortaya çıkar. İşin sonunda hiç kazanmadıkları kadar çok para vardır. Planın yapıldığı gece Muşta Ali’yi kenara çeker ve Cem ile olan geçmişinden bahseder. Fikri çok değişmiştir ve Cem’i öldürmesi için verilen görevin artık bir önemi yoktur. Üçlünün devamı onun için herşeyden önemlidir artık; o yüzden de geçmişini temizleyip Konyalı’yla olan hikayeyi bitirmek niyetindedir. Ali Muşta’ya bu planında yardım edecektir.
>> Gece terkedilmiş bir iskele. Muşta Ali ve Cem’i bekliyor. Muşta’nın önünde deri içi para dolu bir bavul. İkili geliyor ve ellerindeki para dolu bavulları ve maskelerini atıyorlar. Belli ki büyük bir iş bitirmişler. Üçlü kahkahalar içerisinde. Bir anda köşeden Konyalı ve adamları çıkıyor elinde silahlarla. “Ooo kimler buradaymış. Bir tarafımda beni soyan diğer tarafımda beni aldatan ve onların küçük prensleri... Gerçi mekana pek uygun değil ama ne demiş Hz. Muhammed: Ademoğlunun bir vadi dolusu hurma ağacı olsun bir mislini daha ister sonucu Ademoğlunun gözünü ancak toprak doyurur” Üçlü stres içerisinde silahlarını çeker. Kaos. Konyalı da Ali’ye “Ne demek bu şimdi? Bizi sen çağırmadın mı?” diye sorar. Cem tedirgin bir şekilde Ali’ye döner. (Ali’yi telefonda görürüz. “Kaynakça iskelesi Salı saat iki.” Telefonu kapatır döner, kafasıyla Muşta’ya OK der.) Ali bu soruya “Evet ama niye çağırdığımı söyledim mi?” diyip gülümsemeyle silahını Konyalı’ya yönlendirir. Muşta ise aniden silahının yönünü değiştirerek “Evet söylemedin çünkü sen de bilmiyordun Ali.” ve ardarada Cem’e ateş eder. Cem kanlar içinde yere yuvarlanır. Herkes şaşkınlık içindedir. Ali korkudan ve şaşkınlıktan dili tutulmuş bir biçimde kekeleyerek “Naaptın abi?” der ve geri geri yürüyerek elindeki silahı yere düşürür. Muşta soğukkanlı bir şekilde Konyalı’ya dönüp “Ben asla işimi yarım bırakmam Konyalı. Kimseyi de aldatmam alimallah.” Ali şaşkınlık içerisindedir: “Naaptın abi sen? Böyle konuşmamıştık. Hani geçmiş? Ne yaptın? Bittik abi, bittik biz.” Muşta: “Uzatma lan seni de indirmeden çıkart şu ceset torbasını bagajdan. Bak kime niye niyet kime kısmet”.” “Ne torbası?” “Yürü lan bagaja!” Ali fırlar bagajı açmaya. Konyalı Muşta’ya yaklaşır: “Afferin lan sana. Allah için bir ara harbi aldatıldım sanmıştım ama sağlam adammışsın Muşta. Sevdim seni.” Muşta, “Verdiğim sözü gözünün önünde yerine getireyim dedim Konyalı. Hadi bakalım sen de sözünü tut. Şu paramı alayım.” diyerek sırıtır. “Tabii, tabii alacaksın paranı...” derken Konyalı sinsi bir hareketle yanındaki adamlardan birinin belindeki silahı alır ve ceset torbasının içindeki Cem’e iki kurşun daha sıkar. Muşta ve Ali donup kalmıştır. Ali: “Kasparov’un kimi maçlarda 50 hamle ilerisini görebildiğini duymuştum. Ama biz iki hamle ilerisini bile göremedik. Şah mat. Bizim plan mantarladı.” Konyalı: “Noooldu beyler? Betnizi benziniz attı bakıyorum. Ölü adamın vurulmasına mı üzüldünüz yani bu kadar Muşta, ha?” Muşta birşeyler geveler ama lafı doğrultamaz. Ali zaten şoktadır. “Yer miyim lan ben bu numaraları sıçtığım boklar! Film mi çekiyoruz burda? Yok adam ölecek dava kapanacak, yok ya!” der ve Muşta’nın göğsünün ortasına bir kurşun sıkar. Muşta Ali gözleri önünde yere yığılır. “Ya işte böyle karnından işettirirler adamı Muşta.” Ali korkudan altına işemiştir. Birşeyler geveler, Konyalı susturur. Kolunun altına alıp bir baba gibi konuşmaya başlar. “Bak Alicim, evladım, cömert Allah’a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır. O yüzden sana cömert davranacağım. Seninle bir işin yok. Benim hesabım Cem’le Muşta’ylaydı onu da hayırlısıyla kapattık.” Adamları bavulları toplamakta, Muşta’nın cesedini de torbalamaktadır. “Hayırlı bir kula benziyorsun Ali, silin bu alemden. Ben seni unuttum bile...” der ve Ali’yi yollar. Ali uzaklaşırken torbaların denize atıldığını görür. Koşarak uzaklaşır.
>> Başka bir gün... Ali bir yerde sigara içip gazete okumaktadır. Ne yaşanırsa yaşansın bu işten de sıyrılmışlığı verdiği rahatlık içerisindedir. Sigarasının külü gazetenin üstüne düşer, onun temizlerken bir haberle karşılaşır. “Üç silahşörlerin hazin sonu: Polis iki kişinin zanlısı eski sabıkalı yankesici Ali Akar’ı arıyor.” Yanda Ali’nin vesikalık resmi. “Orospu çocuğu.” Ali sigarasını atar, gazeteyi kolunun altına alarak yürümeye başlar. Tedirgindir. Kadere olan inancını yitirdiğinden, herşeyin onun gibiler dışındakiler tarafından önceden ayarladığından bahsederken birine çarpar. Bu Haydarpaşa’da gördüğü polis memurudur. Memur bunu tanır, o da memuru. “Belki de o kadar çabuk karar vermemek lazım.” Ali koşmaya başlar, peşinden de polis memuru... Kalabalığın arasında bir kovalamaca başlar. Bu sırada aniden bir araba sokaktan çıkar. Ali koşarken sokağa çıkmakta olan arabanın kaportasının elleriyle tutup çarpmasın diye kendisini korumaya çalışır. Gözlerini kaldırdığında gördüklerine inanamaz, çünkü arabanın içinde oturanlar kılık değiştirmiş Cem ve Muşta’dır...

“Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir ya da herşey koca bir tesadüf...”

_Çarpışma_

 
 
 
TÜM HAKLARI UMUT ARAL ' a AİTTİR. EYLÜL 2004
ÇARPIŞMA ONLINE emreözkan 2005