ANA SAYFA - FILM HAKKINDA - HABERLER - BASIN - OYUNCULAR - EKIP - DOSYA - FRAGMAN - ILETISIM - ENGLISH

Umut Aral ' ın ikinci kısa filmi Çarpışma ...

SÖYLEŞİ: UMUT ARAL "KALIPLARA UYMAK GİBİ BİR NİYETİM YOK"
>> SÖYLEŞİ: DİLEK AYDIN - ALTYAZI DERGİSİ EYLÜL 2006
  Son olarak 59. Locarno Film Festivali'nde "Geleceğin Leoparları" bölümünde gösterilen Çarpışma ile yurtiçinde ve yurtdışında birçok ödül alan Umut Aral, ülkemizde kısa filmin çıtasını yükselten isimlerden. Genç yönetmenle bugüne dek çektiği iki kısa filmi ve genel olarak sinema anlayışını konuştuk.

 

  Seyirciyi iki arada bir derede bırakan “Kader mi tesadüf mü” teması hakkında konuşarak başlayalım. Çarpışma’da nispeten daha yoğun olan bu tema senin sürekli izleğin mi, yoksa iki filmin benzer temaları olması da bir tesadüf mü?

 

  İnsan bunu senaryo yazarken ya da filmi çekerken fark edemiyor. Masanın başına oturup ben kader ve tesadüfle ilgili bir şeyler yazacağım demiyorum ama bu temadan “ne tesadüftür ki” kaçamıyorum. Şimdi yeni bir öykü yazmaya başladım; bakıyorum ona da bulaşmaya başlamış tesadüf ve kader teması. Bu günlük hayatta da karşımıza sıkça çıkan bir olgu aslında, ya da benim fazlasıyla dikkatimi çekiyor. Mesela geçenlerde okuduğum bir haber vardı gazetede; adamın birisi Boğaz Köprüsü’ne intihar etmek üzere yürüyerek girmeye çalışıyor ancak polis izin vermeyince atlayıp yolun karşı tarafına geçiyor; geçerken de adama bir taksi çarpıyor ve ölüyor. Adam tesadüfen amacına ulaşıyor ancak kader ortaya bir de katil çıkartıyor: her şeyden habersiz taksi şoförü… Acaba taksi şoförü bunu hak ettiği için mi yaşıyor yoksa sadece bir tesadüf mü? Tam benlik bir hikaye. Filmlerimde de seyirci dursun bir noktada ve kendini analiz etsin istiyorum. Acaba gerçekten kader mi tesadüf mü sorusunu kendine sorsun. Ama bunun cevabını ne bende ne filmde arasın. Çarpışma’nın sonunda Ali’nin de dediği gibi “Hayatta hiçbir şey tesadüf değilmiş ya da her şey koca bir tesadüf.”

 

 Oyuncu yönetimine bakacak olursak iki filmde de filmin haleti ruhiyesine uyan, filme cuk oturan oyunculuklar görüyoruz. Hele otuzdört’ün amatör kadrosuna rağmen aynı uyumun hissedilmesi oyuncu yönetiminin önemi vurguluyor. Tiyatro kökenli olmanın oyuncu yönetimi ile ilişkisinden bahseder misin biraz?

 

  Benim 10 seneye yakın bir tiyatro oyunculuğu deneyimim var. Galatasaray Lisesi’nde ve Boğaziçi Üniversitesi’nde okuduğum yıllarda oyunculuk yaptım. Sonra rejiye geçtim, arkadaşlarımla oyunlar sahneye koydum. O yüzden oyuncularla birarada olduğumun zaman onun aşağı yukarı nerelerde kötü hissettiğini, nerelerde sıkıştığını ve ne söylediğim zaman önünün açılacağını, oradan karakteri ve sahneyi nasıl geliştirebileceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyorum. Çarpışma’da bunu birçok sahnenin çekiminde yaşadım. Bazen oyuncunuza söylediğiniz bir söz, rolüyle ilgili olsun olmasın, onun karaktere bakışını değiştirebiliyor. Çok garip bir kimyası var bu ilişkinin. Şunu her zaman altını çizerek söylüyorum: “Her yönetmen hayatının bir döneminde oyunculuk; her oyuncu da hayatının bir döneminde yönetmenlik yapmalı.” Layığıyla yapmasına gerek yok, ancak o gömleği bir süreliğine de olsa üstüne giymeli. Ancak böyle karşınızdaki insanın neler düşündüğünü tam olarak kestirebiliyorsunuz. Benim Türk sinemasında gördüğüm en büyük eksiklerden biri bu. O yüzden oyunculuk seçimi ve yönetiminde özellikle titiz davranıyorum. Bunun dışında tiyatro tecrübesinin senaryo yazarken çok faydasını görüyorum. Neredeyse tüm diyalogları karakterleri canlandırarak yazıyorum, böylece repliklerin söylenirken yapay durup durmadığını görebiliyorum, onları kitap dilinden uzaklaştırabiliyorum.

 

  İki filmde de sinemaya, film yapmaya meta bir bakış atıyorsun. otuzdört’te ana karakterlerden birinin sinema öğrencisi olması bir ödev hazırlığında olması, Çarpışma’da da filmin en gerilimli anında Konyalının “Film mi çekiyoruz burda” demesi mesela. Böyle bir gönderme yapmanın sebebi nedir?

 

   Bir noktada izleyiciyi durdurup “Bu bir film aslında.” dedirtmek belki, belki izleyiciyle küçük bir oyun oynamak, bilinçli ya da bilinçsiz şakalaşmak… Böyle küçük ayrıntılar hoşuma gidiyor. Bertold Brecht’in öne sürdüğü “yabancılaştırma” öğesini bir şekilde filme uygulamaya çalışıyorum. Filmi izlerken kendini karaktere kaptırıp katarsise sürüklenen seyirciyi, bir takım noktalarda şoklarla durdurup, filmin dışına itip, başka bir analiz sürecine sürüklemek istiyorum. Otuzdört’te kullandığımız ara başlıklar mesela… Sahnenin başında “teklif” diye yazar sonra siz teklifin kimden geleceğini ve ne olacağını merak ederek izlersiniz o sahneyi. Yani seyirciye olacak şeyin şokunu yaşatmak değil amaç, nasıl olduğunu izlemesini sağlamak. Bunun Çarpışma’da daha yedirilmiş hali de Konyalı’nın iskelede filmin en gergin noktalarından birinde söylediği repliği. Biz filmi o ana gelene kadar hep Ali’nin gözünden görüp onun ağzından dinliyoruz. Ve üç silahşörlerin yaptığı planla da oyunun içine dahil olup özdeşleşiyoruz. İşte o anda Konyalı öyle bir hareket yapıyor ki, onlar için de seyirci için de her şey altüst oluyor. Bunun üzerine Konyalı da Muşta’yla Ali’ye, aslında seyirciye “Film mi çekiyoruz burada” diyerek dalgasını geçiyor. O sahnede bilindik bir polisiye film klişesiyle oynamak istedim. Çünkü bir sürü filmde karakterler öldü numarası yapar ama ölmemiştir; kötü karakteri kandırıp yoluna devam eder. Ben filmde aynı klişeyi üç kez kullanarak farklı okumalara yer açmak istedim. Öyle de oldu sanırsam, bana herkes filmin finali hakkında farklı yorumlarla geldi. Kimi çok saçma deyip kesip attı, kimi fantastik bir öğe dedi, kimi ise nasıl bir komplo bu dedi.

 

  Çarpışma oyuncu kadrosuyla parlayan bir film.  Seyirciyi hemen içine almasının bir sebebi de bu bence. Karakterle bu kadar örtüşen bir kadro oluşturmayı nasıl başardın, nasıl bir yöntem izledin?

 

  Aslında bu nokta da yine “tesadüfler” rol oynadı. Mesela Gürkan Uygun’a sürekli ulaşmaya çalışıyorduk, ancak ne telefon ne adres bulabiliyorduk. Yine o günlerde filmdeki başka bir rol için biriyle görüşüyordum, fakat görüştüğüm kişi takvimi dolayısıyla çekimlere katılamayacaktı. Öylesine “Gürkan Uygun’u tanır mısın?” diye sordum, “Benim eski ev arkadaşımdır, işte telefonu.” demez mi. Böyle bir sürü küçük anısı var kasting sürecinin. Tiyatro kökenli insanların çekim yapacağım tarihlerde programlarının dolu olacağını bildiğimden her rol için alternatiflerim vardı. Ama şansım yaver gitti ve çalışmayı en çok istediğim insanlarla çalıştım. Ruhi Sarı, Gürkan Uygun, Ali Çekirdekçi, Selçuk Uluergüven, hepsi projeye çok sıcak baktılar ve filmin bir parçası oldular. Ayrıca kuzenim Melisa Sözen, yakın arkadaşım, otuzdört’ün ortak yönetmeni İnanç Ayar ve Galatasaray Lisesi Tiyatro’sundan sevgili arkadaşlarım hiçbiri beni yalnız bırakmadılar. Bütün bunların ötesinde Çarpışma 17 dakikada çok şey anlatmaya çalışan bir kısa film ve o yüzden vakit anlamında karakterleri derinden işleyecek kadar özgür değildim. Bu sebepten fiziken de baktığımda açıklamaya gerek kalmadan “bu Ali, bu Cem, bu Muşta, bu da Konyalı” diyebileceğim oyuncular bulmaya çalıştım. Tabii bu noktada yazdığın karakterleri kafanda doğru canlandırabilmek de çok önemli.

 

  Filmde kurgunun çok büyük bir rolü var. Hızlı kurgu, ekranı bölmek, flashback gibi teknikler bolca kullanılmış. Genel olarak filmde kurguya bakışın nasıldı?

 

  Filmin kurgusunu kendi evimde yaptım ve neredeyse 5 aya yakın uğraştım. Defalarca çevremdekilere gösterimler yaptım. En doğru anlatımı bulmaya çalıştım. Bu tarz bir kurgu aslında filmin kısa zamanda çok şey anlatmasına hizmet etmek için kullanıldı. Ben tüm sinemasal araçların öykünün daha iyi sunulması için kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Bu kurgu da olabilir, müzik de olabilir, oyuncu yönetimi de olabilir. Çarpışma’nın da daha iyi anlatılması için böyle bir kurguya ve böyle oyunculara ihtiyacı vardı. Tabii şunu da belirtmem gerek, henüz öğrenmekte olan bir yönetmen olarak ne bu benim tarzımdır diyebilirim ne de minimal bir sinemaya karşıyım diyebilirim. Mümkün olan en az öğe ile çok derin şeyler anlatabilen ve benim çok beğendiğim filmler var.

 

  Biraz bütçesinden bahsedelim filmin, bir kısa filme göre oldukça büyük bir bütçeyle çekildi Çarpışma, bu süreç nasıl işledi?

 

   Her filmde olduğu gibi Çarpışma’da da kafamdaki miktardan daha çok harcadım. Film stoku masrafını azaltmak için çeşitli yapım şirketlerinden, eşten dosttan topladığımız 16mm ve 35mm artık filmleri kullandık. Gündüz planlarını 16mm ile geceleri ise 35mm ile çektik. Çünkü elimizdeki stoklar ona uyuyordu. Bununla birlikte iş hayatımdaki bağlantılarım çok işe yaradı. Atlantik Film’in ve Ömer Atay’ın büyük katkısı oldu ekip ve teknik ekipman konusunda. Ve tabii Kültür Bakanlığı’nın desteğini de unutmamak lazım. O sene Bakanlık’tan destek alan tek kısa film Çarpışma’ydı. Ve filmin bütçesinin bir kısmı da bu destekle karşılandı.

 

   Çarpışma senaryosu bakımdan çok kompakt bir film. İnsanda uzun metraj izlemiş ya da uzun metraj olmalıymış hissi uyandırıyor. Bu konuda, film çekerken ya da sonrasında hiç sorun yaşadın mı?

 

   Yaşamaz olur muyum, tabii ki yaşadım. Aslında filmi geliştirmek için yazdığım bir kaç sahne daha vardı. Ancak onları da çekmeye çalışsam çekim süresi bir haftayı aşacaktı. Bir karar vermem gerekiyordu, ya başka bir çözüm bulacaktım ya da maddi anlamda çok zorlanacaktım. Sonuçta pek çok sahneyi attım ve yerlerine filmin orta bölümündeki “Üç Silahşörler”in gelişimini anlatan karelere bölünmüş bölümü koydum. Bu karar bir takım defolar getirmedi mi, getirdi. Karakterleri derinlemesine işlemeye vaktim kalmıyordu, o zaman da en doğru oyuncuları bulmam gerekiyor. Bu rolleri herhangi birileri oynamaz dedim. Sonrasını siz de biliyorsunuz. Montaj yaparken de oldukça zorlandım. Özellikle Haydarpaşa Garı’ndaki sekansı defalarca farklı müzik tarzlarıyla kurguladım. Zira 4 öyküyü iç içe anlatmak gerekiyordu. Bir de, her şeyin ötesinde Çarpışma örneğini yabancı sinemada sıkça gördüğümüz bir öyküye sahipti. O yüzden de bizden uzak olma, plastik durma riski taşıyordu. Bu da beni çok korkuttu doğrusu. Ancak finalde çıkan film ve aldığım tepkiler sonucunda bunun üstesinden gelebildiğimi fark ettim. Çarpışma kimi insanlara “kısa film” gibi gelmedi, kimileri sırf bu yüzden filmi reddetti. Ancak ben böyle bir yönetmenim, ve böyle öyküler anlatmayı seviyorum. İşin herhangi bir aşamasında kalıplara uymak gibi bir niyetim yok. Ayrıca yurtdışı festivallerinde gördüm ki ne üreticinin ne de seyircinin böyle dertleri yok. Herkes seyrettiğini bir film gibi değerlendiriyor. Kısa ya da uzun diye ayırmadan…

 

   Çarpışma’da gördüğümüz stilize atmosfer genel kısa film ruhundan ve amatörlüğünden biraz uzak. Bu teknik ve görsel profesyonelliğin altında nasıl bir motivasyon var?

 

   Benim asıl motivasyonum uzun metraj bir filmin sahip olması gereken tüm teknik ve anlatım donanımına sahip bir film çekme isteğiydi. Sonuçta 4 seneye yakın süredir reklam filmi yönetmenliği yapıyorum. Çizgimi giderek yükseltmeye çalışıyorum. Bu süreç içerisinde gerçekleştirdiğim herhangi bir projenin de bu çizginin altında olmasını istemezdim. O yüzden kostümünden aksesuarlarına, mekanlarına kadar çok detaylı bir ön hazırlık süreci geçirdik. Kafamda çok net renk skalaları vardı mekanlara göre ayırdığım. Mesela Haydarpaşa sahnesi tümüyle sıcak kahverengi, kızıl renklerinde olmalıydı. O yüzden tüm karakterlerin kostümleri, Cem’in çantası, Ali’nin montu, vs. ona göre seçildi.

 

   Peki çıtayı yükselttiğini düşünmüyor musun? Sonuçta Türkiye’de kısa film yavaş yavaş kendini göstermekte olan alan. Çarpışma da birçok ödül aldı yurt içinde ve yurt dışında, bu kısa filmcileri nasıl etkiler sence?

 

   Dediğim gibi bu noktada insanlar ikiye ayrılıyor, kimisi bunu bir kısa film yerine koymuyor; kimisi ise işte kısa film böyle yapılır diyor. Ben bunu aslında film üreticilerinden çok seyircilerin beklenti çıtasını yükseltmek için yapmak istedim. Yani bu ortalığı karıştırmak için değil de, seyircilerin filmi izledikten sonra “Ne güzel bir filmdi, keşke daha uzun olsaydı.” diyebilmelerini istedim. Dediler de zaten. Yoksa bu iş böyle yapılır gibi ukalaca bir tavır içinde değildim. Ama örnek gösterilebilecek bir film yapabildiysek ben ve ekibim adına ne mutlu bize.

 

   Çarpışma’nın profesyonel anlayışı söz konusu olduğunda, ister istemez reklam filmi yönetmeni olman akla geliyor. Bu ikisini nasıl ayırıyorsun birbirinden ve kısa film üretmekle reklam üretmek nasıl bağlanıyor?

 

   İkisi birbiriyle hiçbir bağlantısı olmayan, farklı süreçler. Reklam yönetmenliği bir meslek, kısa film ise çok şahsi bir uğraş, bir hobi... Kısa film çekerken kendinizden başka bir muhatabınız yok, ilişki kurduğunuz tek kişi kendinizsiniz. Ama reklam filmi üretim sürecine pek çok kişi katılıyor. Çünkü ortada bir ya da birkaç özelliğini en iyi şekilde anlatmanız gereken bir ürün var. O yüzden iki üretim süreci arasında duygusal ve zihinsel olarak bir bağ görmüyorum. Ama ben iki alanda da haz aldığım işi yapıyorum; o da film çekmek. Sonuçta reklam filmi çekmek de benim çok keyif aldığım bir iş. Reklam çekerken sarf ettiğim her türlü enerji benim kişisel ve sanatsal gelişimime bir katkıda bulunuyor. “Reklam da kullandığın anlayışı filminde de kullandın mı?” diye çok sordular. Bu soruya benim değil de Reha Erdem’in çok güzel bir cevabı var. Hatırladığım kadarıyla ona da bir söyleşide aynı soruyu soruyorlar. O da: “Reklam filmlerinin bir tarzı yoktur, reklam tüm sanat dallarındaki tarzları kendi potasında eritir ve ondan bir fayda çıkartır. Ama sinema öyle değildir, sinema da farklı tarzlar, anlayışlar vardır.” diye cevap veriyor. Bu benim için de böyle. Bence en önemli şey sürekli üretim halinde olabilmek… İster sinema olsun ister tiyatro, birşeyler üretmeyince sıkıntılı bir insan oluveriyorum.

>Yazının dergideki halini görmek için tıklayınız.

UMUT ARAL VE ÇARPIŞMA HAKKINDA
>> İLKİN ECE GÜNDOĞDU - SİNEFİL DERGİSİ

  “Kısa film her şeyden önce bir egzersizdir, bir deneme tahtasıdır. Uzun metrajın getirdiği birçok zorunluluğu içinde barındırmayan  Yapısı gereği üreticisine sonsuz olanaklar verir.” Umut Aral’ın bir röportajda “Kısa film nedir?” sorusuna verdiği bu cevap, filmleri 34 ve Çarpışma’da görsel olarak tekrarlanmış sanki. Kısa filmin “üreticisine sonsuz olanaklar vermesi” dolayısıyla sınırsız hayâl gücü faktörünü Umut Aral’ın filmlerinin hem senaryosunda hem de tekniğinde görmek zor değil. Bol sürprizli senaryoları, tam bitti derken bitmeyen hikâyeleri, “Yaşadıklarımız kader mi tesadüf mü?” sorusuna cevap aramaları, olayların çözümünde bollaşan geriye sarmalar, müzik-görüntü arasındaki uyum, başarılı oyunculuklar ve yabancılaştırma unsurları 34 ve Çarpışma’nın ilk bakışta fark edilen ortak özellikleri. Umut Aral’ın tiyatro kökenli oluşuna reklâm sektöründe çalışıyor olması eklendiğinde ayrıntılara yoğunlaşma, oyunculuk kullanımları, fazlalıklardan özenle arındırılmış sahneler ve zaman yönetimi konularında oldukça başarılı olmasının tesadüf olmadığı anlaşılabilir. Otuzdört’ten Çarpışma’ya geçen altı yılda yönetmen teknik anlamda oldukça gelişse de cevabını aradığı soru aynı kalmış; ancak cevap 34’te ‘kader’e yakınken Çarpışma’da ‘tesadüf’e yaklaşmış.

ÇARPIŞMA HAKKINDA

Farklı amaçlarla Haydarpaşa tren garına gelmiş üç adamın yolu bir çarpışmayla kesişir ve bu dakikadan sonra hiçbirinin hikâyesi bir diğerinden bağımsızlaşamaz. Cem dolandırıcı, Muşta kiralık katil, Ali de bir yankesicidir ve tesâdüfi çarpışmaları onlara ortak olma fırsatını sunmuştur. ‘Çarpışma’dan sonra ‘üç silahşörler’ yaptıkları iş bölümüyle birçok büyük soyguna imza atarlar. Artık işler daha kolaydır; ta ki geçmişleri karşılarına çıkana kadar. Filmin hızlı temposu, hikâyenin gerektirdiği koşuşturmayı tamamlayan bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Sürpriz içinde sürpriz dolu senaryodan da anlaşılıyor ki— aynı şey 34 için de geçerli—Umut Aral seyirciyi şaşırtmayı seven bir yönetmen. İlk sahneden itibaren oldukça estetik görüntülerle dolu olan Çarpışma, bir yandan da hikâyenin Ali’nin ağzından anlatılmasıyla ilerliyor. “Tesadüf nedir?” sorusuyla başlayan film, “Hayatta hiçbir şey tesadüf değilmiş ya da her şey tesadüfmüş” gibi sorunun tam da cevabı olmayan bir cümleyle bitiyor. Çarpışma teknik anlamda kusursuzluğa yakınlığı ve başarılı senaryosuyla kısa film severlerin izlemesi şart olan filmlerden.

>Yazının dergideki halini görmek için tıklayınız.
OTUZDÖRT'TEN ÇARPIŞMAYA
>> DENİZ BUGA - ALT YAZI DERGİSİ
 

Bu yıl adını çokca duyacağınız bir film ÇARPIŞMA. İyi tutturulmuş temposu, özenli görselliği ve ünlü oyuncuları ile övgüyü hak ediyor...

 

> Yazının devamını okumak için tıklayınız.
ÇARPIŞMA
>> UMUT BARIŞ DÖNMEZ

Başarılı mekan kullanımı, bize özgü tiplemeler ve müziklerle yabancı bir janrın nasıl yerlileştirilebileceğine dair güzel bir örnek ‘Çarpışma’. Atmosferi, tiplemeleri ve şaşırtmacaları ile herkesin hoşuna gidebilecek son derece eğlenceli bir yapım. Gönül sinemamızda bunun gibi başarılı uzun metrajlar görmek ister!

> Yazının devamını okumak için tıklayınız.
ÇARPIŞMA ONLINE emreözkan 2005